Ana sayfa - Главная страница | Profilim - Мой профиль на сайте | Üye ol - Регистрация | Çıkış - Выход | Giriş - Вход Üye adı: Guest | Grup "Гости"Hoş geldiniz Guest | RSS
Giriş-Login -Вход
Login:
Password:
Menü - Меню
Kategoriler
Siyasi makaleler [10]
Yazılar [2]
Paylaş!
Ana sayfa - Главная страница » Yazılar - Статьи » Yazılar

'O' AN'I YAŞAMAK

Yıl 1956, 6 yaşındayım..

Soğuk ve sisli bir eylül günüydü. Mahallemizde bir çok insanın koşuşturduğunu herkesin bağırıp çağırarak birbirlerine bir şeyler söylediklerini hatırlıyorum.

Neler olup bittiğinin farkında değildim. Tek farkında olduğum insanların yüzlerindeki korku dolu ifadeler ve kadınların canhıraş ağlama sesleriydi. Ne olmuştu ki böyle bir panik havasıyla herkes sokaklarda bir yerlere koşuşuyor, kaçıyorlardı? Evlerine girenler kapılarını pencerelerini sıkı sıkı kapatarak perdelerini çekiyorlardı. Bir anlam veremiyordum tüm bu olup bitenlere.

Annemin eteğine yapışmış korkuyla bende ağlıyordum.

O gün sıkıyönetim ilan edilerek sokağa çıkma yasağı konmuştu.
Gecesi ise annem elime bir çorba tenceresi tutuşturup kapıları pencereleri sıkı sıkı kapalı karşı komşumuza yollamıştı beni. Sokakta devriye gezen askerler küçük bir çocuğa bir şey yapmaz diye düşünmüştü hehalde..

Tencereyi sessizce ve görünmeden götürüp karşı komşumuzun kapısını tıkladım. Kapıyı genç ve güzel kızları Mary açtı. Gözleri ağlamaktan şişmiş perişan bir vaziyette titreyen elleri ile çorba tenceresini aldı ve teşekkür edip kaçarcasına evin karanlığında kayboldu. Bu Ermeni komşularımızdan bir aileydi. Mahallede komşuların birbirlerine gönderdiği gibi yemek gönderme faslından biri sanıyordum.

O gece dayımda evimize gelerek anneme verdiği bazı şeyleri saklamasını söylüyordu

Balat’da oturuyorduk. Balat, Fener, Köprübaşı, Küçük Pazar semtleri gibi yaşadığımız mahallemiz de Ermeni Yahudi ve Rum komşularımızın çoğunlukla olduğu bir yerdi.

İzak, Moiz, Rafael, Liza, Mary, Eleni, Varkez, Garabet, gibi adlarını şimdi hatırlayamadığım sayamadığım bir çok isim benim çocukluk arkadaşlarımdı. İçtiğimiz yediğimiz ayrı gitmezdi.

Kendi evlerimiz gibi teklifsiz sormadan birbirlerimizin evlerine girer oynar yer içer ders çalışırdık. Hiçbir zaman ne olduğumuz kim olduğumuz bizleri ilgilendirmez aile büyüklerimiz içinde durum böyleydi. Her yaz Pazar günleri sokak ortasına sofralar kurulur gece yarılarına kadar sazın sözün ve muhabbetin en güzeli yapılır, sokak içindeki küçük bir arsada ben ve gayrimüslim arkadaşlarımızla birlikte ortalığı toza dumana katarak oyun oynardık. Onların oruçlarında, kutsal gün ve gecelerinde, Noellerinde, Musevilerin Hamursuz bayramlarında bizlerde Müslüman aileler olarak her zaman vardık.

Ramazanlarda bilhassa kadir geceleri bizimle cümbür cemaat camiye gelirler sabahlara kadar dualara iştirak ederlerdi. Aynı şekilde bizde onların kilise, sinagog ve havralarına gider kutsal gecelerinde sabahlara kadar ayinlerini izler dualarına katılırdık..

Dünyada sadece 3 dine mensup insanların bir aile ortamında yaşadıkları tek yer burası diye düşünürdüm hep.

Bu birliktelik 6 yaşında şahit olduğum o gayrimüslimlere karşı yapılan ayaklanma ve yağmalama çirkinliği ile bile bozulamamıştı. Mahallemizin bizim gibi Anadoludan göç edip yerleştiği gariban ama mert insanlardan oluşan diğer Türk komşularımız gayrimüslimlerimize sahip çıkmışlardı.

Göz dönmüş çapulcuların yağmasına karşı evlerine hapis olan gayrimüslim komşularımızın yemek içmek ihtiyaçları için mahallede seferber olmuştuk. Her Türk arkadaşım yanında veya karşısındaki Ermeni Rum veya Yahudi komşusuna yemek çorba ekmek ve su taşıyorduk. Bunları yaparken garip bir haz duyuyorduk.

Karşı ermeni komşumuzun kendilerine ait 3 katlı kırmızı tuğlalı evinde yaşlı bir karıkoca ile yanlış hatırlamıyorsam isimleri Mary ve Eliza olan gelinlik çağda ikiz kızları yaşıyorlardı. Yaşlı adam o yağmalanma ve isyan olayların içinde ölmüştü.. Cenazesi evin 2. ci katı salonda üstü açık bir tabutta 3 gündür bekliyordu. Elleri göbeğinde çapraz vaziyette bağlı smokinle tabut içinde uyur gibi duran cenazenin dört köşesinde şamdanlı mumlar yanıyor her gece tek odalı evimizin tek penceresinden gördüğüm kadarıyla eşi ve kızları ağlıyorlardı.

Olayların kaçıncı günüydü bilmiyorum atlı polisler arkalarında küçük bir kalabalıkla mahallemize gelmişti. Evimizin penceresi altına gelerek pencerede çamaşır asan anneme din iman namus üzerine yemin ettiriyorlardı ve soruyorlardı burada hangi evde Rum Ermeni Yahudi yaşıyor diye. Annem o yemine rağmen burada yok öyle kişiler diyerek polisleri geri çevirmişti. O an bütün mahalle nasıl sevinmiştik anlatamam.

Onlar bizim ailemizdi sanki. Et tırnak gibiydik. Ve bugün Hrant Dink’e yapılan alçakça haince çekilen tetik 50 yıl önce Selanik’te Atatürk’ün evine yapıldığı söylenen uydurma bir bombalama gazete haberi ile başlamış, halk isyanına dönüşmüştü. İstanbul’un altı üstüne getirilmiş dükkanlar mağazalar yağma edilmiş, kiliseler basılmıştı. Kapılarına kırmızı boya işaretler koydukları evlere bile girip bir gün önce beraber muhabbet ettikleri gayrimüslimlere vahşice saldırmışlardı.

Bugün aynı oyunlar karanlık mihraklarca yeniden sahneye konulmaya başladı. Bir gayya kuyusu coğrafyası içinde bulanan ülkemiz Türk - Kürt, Türk - Ermeni, Alevi - Sünni çatışmaları içine çekilmek istendiği apaçık ortadadır.

Geçmişte yaşadığımız 1956 da 6-7 Eylül olayları, 1978 de K. Maraş 1993 de Sivas olayları ve 20 yıldır süregelen PKK sorunu ile bir türlü başımızı boş bırakmayan Diasporasından Rumuna, Amerika, Rusya ve AB ülkelerinden Barzanisine Talabasine kadar her türlü melanet hainlik arkadan vurma, kalleşlik ve adice düşmanlıklarla uğraşıyor bir türlü huzur bulamıyoruz.

Ekonomik alanda güçlenmemizi istemeyen bu görünürde dost ama içten pazarlıklı hain ülkeler bizi Yugoslavya gibi bölüp parçalamak istiyorlar. Son olarak kuzey Irak olaylarına odaklanmış Türkiye’nn dikkatini dağıtmak için Ermeni vatandaşımız gazeteci Hrant Dink, Türklüğe hakaret ettiği bahanesiyle alçakça arkadan ateş eden geri zekalı tetikçi bir velet tarafından öldürülmüştür.

Hrantın cenaze törenine katılan binlerce vatandaşımız "Hepimiz Ermeniyiz, Hepimiz Hrant Dink’iz” sloganları atarak bu haince saldırıyı kınamışlardır. O an ki duygu seliyle sanki kendi ailemden birine yapılmış gibi hissettiğim bu saldırıyı benim gibi bu ülkede yaşayan milyonlarca insan yüreğinde hissetmiş, basın medya ve tv ler bunu gereğini yaparak olayı öne çıkarmışlardır.

Cenaze törenine katılan fırsatçı birkaç radikal grupların abukça bağırıp çağırmaları etrafındaki yurtsever halkımız tarafından susturulmuştur.

Cenaze sonrası basında çıkan köşe yazarlarından bazılarının ve bazı siyasetçilerin sözleri ile eleştirdikleri "Ben Ermeniyim” sözüne alınganlık göstererek tepki vermeleri kimsenin var olan aidiyet ülküsünü değiştirmez halel getirmez.

İçimizden biri kabul ettiğimiz bir gayri Müslim için Allah rahmet eylesin demek, onun için dua etmek nasıl Müslümanlığımızın insanlık hoş görüsünü yansıtan bir erdemlilik ise çocukken kardeşlerimle bana kilisede bir rahibin dua okuması Müslümanlığıma zenginlik katan güzel bir anı olarak hep hatırlamamı sağlamış, birlikte barış içinde yaşamamızın bir simgesi olmuştur.

Bu topraklarda Türk vatandaşı olarak yaşayan ve kaybolmaya yüz tutan kültürümüzün ve zenginliğimizin bir parçası olan gayrimüslim azınlıklarımızı yaşatmalıyız. O gün Hrant Dink’in cenazesinde hepimiz birer Ermeni olmuşsak yarın Kürt, Rum, Musevi de oluruz. Çünkü onlar bizim insanımız ve bizim birer parçamızdırlar.

Asıl korkacağımız şey onlar gibi olmak değil, içimizde ve dışımızda olanlara Fransız kalmaktır.

Kategori - Категория: Yazılar | Added by: Emin_Coskun (19/Nov/2010)
Views: 1298 | Rating: 0.0/0
Total comments: 0
Only registered users can add comments.
[ Üye ol - Регистрация | Giriş - Вход ]
Yeni - Новое

Yeni şiirler


[08/Jul/2015]
SESSİZ ŞARKI (0)

Yeni şiirler


[08/Jul/2015]
SEN BENİM (0)

Yeni şiirler


[26/Nov/2014]
BENİM DE CIZLAVETLERİM VARDI... (0)



Yeni yazılar


[28/Jan/2011]
BİR GARİP GRİP HİKAYESİ (0)



Yeni videolar

MAHALLEME KAR YAĞDI

Videolarım

1 0 0.0



Yeni videolar

ÖMÜR DEDİĞİN..

Videolarım

0 0 0.0
Arama - Поиск
İstatistik

Total online: 1
Guests: 1
Users: 0
Copyright Emin Coskun © 2020